1985 yılıydı. Beyoğlu’na ilk adım attığımda içimde tarifi zor bir heyecan vardı. O zamanlar Yeşilçam hâlâ ayaktaydı. Sinema salonları, film afişleriyle süslü sokaklar ve kahvehanelerde dönen sinema sohbetleri... İstanbul’un sanat kalbi burada atıyordu.
O yıllarda Öztürk Serengil, Hulusi Kentmen, Hayati Hamzaoğlu, Kazım Kartal ve Cem Erman gibi efsanelerle tanışma ve sohbet etme fırsatım oldu. Öztürk Serengil, her zamanki gibi nüktedan ve espritüeldi. Onun yanında zaman nasıl geçer anlamazdınız. Hulusi Kentmen ise tam filmlerindeki gibiydi; babacan, sıcakkanlı ve vakur. Onunla sohbet ederken, sanki bir Yeşilçam filmindeymişim gibi hissederdim.
Kazım Kartal ve Hayati Hamzaoğlu ise sert mizaçlı karakterleriyle tanınsalar da gerçekte çok samimi ve içten insanlardı. Bana sinema dünyasının gerçeklerini anlatırlardı. Cem Erman ise sinemaya olan tutkusunu her cümlesinde hissettirirdi. O dönemler Yeşilçam Sokağı’nda, Erol Taş’ın Cankurtaran’daki kahvesinde oturup sinema konuşmak sıradan bir gündelik aktiviteydi.
Ancak zaman içinde Beyoğlu büyük değişimlere uğradı. Önce sinema sektöründeki dönüşüm, ardından hızlı kentleşme ve kontrolsüz yapılaşma, bölgenin eski dokusunu silip götürdü. Yeşilçam Sokağı’nda bir zamanlar kahvelerde sinema konuşulurken, şimdi metruk binalar ve bakımsız yapılar dikkat çekiyor. Sanatçılar ve entelektüeller yerini farklı sosyal dinamiklere bıraktı, kültürel mekanlar ise birer birer kapandı.
Bugün Beyoğlu’nda dolaşanlar, eski ruhu ancak birkaç küçük detayda hissedebiliyor. Çiçek Pasajı’nın duvarlarında solmuş afişler, Atlas Sineması’nın ayakta kalma mücadelesi, Galatasaray Lisesi’nin tarih kokan duvarları, Mısır Çarşısı’nın mistik havası ve Cumhuriyet Meyhanesi’nin geçmişten gelen anıları, bir zamanların sinema kokan sokaklarına dair son izler olarak duruyor. Ancak güvenlik sorunları, sosyal yapının değişimi ve turizmin aşırı ticarileşmesi, Beyoğlu’nun o eski sıcak atmosferini kaybetmesine neden oldu.
Beyoğlu’nun eski ruhuna kavuşması mümkün mü? Bu, belki de kapsamlı bir restorasyon ve kültürel farkındalık yaratma süreciyle sağlanabilir. Eski Yeşilçam’ın mirasını yaşatacak müzeler, sinema etkinlikleri ve kültürel projelerle Beyoğlu yeniden canlandırılabilir. Çiçek Pasajı, Galatasaray Lisesi, Mısır Çarşısı ve Cumhuriyet Meyhanesi gibi tarihi noktaların daha fazla korunması ve bu alanların kültürel etkinliklerle canlandırılması da bu sürecin bir parçası olabilir. Ancak bu dönüşüm için hem devletin hem de özel sektörün ortak bir çaba göstermesi gerekiyor.
Bugün Yeşilçam Sokağı'na bir kez daha uğradım. Birkaç kafesi ayakta kalmış, duvarları Yeşilçam filmlerinin efsane oyuncularının fotoğraflarıyla süslenmiş. Her şey gibi Yeşilçam Sokağı da değişime uğramış. Ancak orada beni en çok etkileyen, Yeşilçam'ın unutulmaz karakter oyuncularından İhsan Gedik oldu. Elinde bastonuyla bir kafede oturuyordu. Selam verdim, hal hatrını sordum. Yüzünde Yeşilçam'ın vefasızlığının izleri vardı. O da Beyoğlu gibi eski günlerini arıyor gibiydi. Bir zamanlar şan ve şöhretin kaynağı olan bu sokaklar, şimdi anılardan ibaret.
Beyoğlu, nostaljiyle hatırlanan bir geçmişin izlerini taşırken, eski Yeşilçam ruhunu arayanların hafızasında bir hatıra olarak yaşamaya devam ediyor. Bugün buraya gelenler, eskiden sanatın ve sinemanın hakim olduğu bu sokaklarda farklı bir manzarayla karşılaşıyor. Ama yine de bir umut var: Eğer kültürel miras korunursa, Beyoğlu yeniden eski günlerine dönebilir mi? Bu, zamanın göstereceği bir gerçek olacak.
'Allah'a Emanet Olunuz'
Beyoğlu 1 Nisan 2025